Kayseri’de Bir Kış Gecesi ve Başlayan Kaşıntı
Benzer Konular: Temiz kalpli bir insanın duası kabul olur mu ?
Kayseri’nin kışı her zaman sert olur ama o yıl biraz daha farklıydı sanki. Sokak lambalarının ışığı bile donmuş gibiydi, havada keskin bir sessizlik vardı. Evden çıkarken montumun fermuarını sonuna kadar çekmiştim ama içimdeki boşluğu kapatmaya yetmiyordu. O gün defterime uzun uzun bir şeyler yazmak istemiştim ama kalem elimde ağırlaşmıştı.
İlk başta anlam veremediğim bir his vardı sadece. Küçük, sinsice başlayan bir rahatsızlık. Sanki derimin altında görünmeyen bir şey dolaşıyor gibi… Kaşıntıydı bu. Ama öyle sıradan bir kaşıntı değildi; yeri yoktu, sebebi yoktu, açıklaması yoktu. Ve ben o an bunun hayatımda uzun sürecek bir dönemin başlangıcı olduğunu bilmiyordum.
Hayal kırıklığı hissi daha o gün içime çökmüştü. Çünkü insan en çok bedenine güveniyor. Ama benim bedenim, bana bir şey anlatmaya çalışıyordu ve ben anlamıyordum.
İlk Belirti: Sessiz Bir Rahatsızlık
İlk günler bunu önemsemedim. “Kuru hava,” dedim. “Kayseri’nin soğuğu,” dedim. Kendimi ikna etmek kolaydı çünkü başka bir ihtimali düşünmek istemiyordum.
Ama geceler ilerledikçe durum değişti. Kaşıntı özellikle akşamları artıyordu. Gün içinde sanki saklanıyor, gece olunca ortaya çıkıyordu. Yatağa uzandığımda vücudumun bazı bölgelerinde garip bir huzursuzluk hissi başlıyordu. Uyuyamıyordum.
Bir gece defterime şöyle yazmışım: “İçimde adını koyamadığım bir şey var, sanki beni içten içe rahatsız eden görünmez bir el gibi.”
O an hissettiğim şey sadece fiziksel değildi. Aynı zamanda zihinsel bir huzursuzluktu. Sanki bir şey yolunda gitmiyordu ama ben nerede yanlış yaptığımı bulamıyordum.
Kaşıntının Yayıldığı Yerler
Zaman geçtikçe bu kaşıntının yeri değişmeye başladı. Başta tek bir noktadaydı, sonra sanki vücudumda dolaşmaya başladı. En tuhafı da şuydu: kaşıntı hep “özel” bölgelerde yoğunlaşıyordu, rastgele değil.
Avuç İçi
En çok dikkatimi çeken yer avuç içlerimdi. Sanki içeriden bir sıcaklık yükseliyor, derimi geriyordu. Ellerimi sürekli bir yere sürtme ihtiyacı hissediyordum. Bazen duvara, bazen masaya… Hatta bazen hiçbir şey yapmadan sadece sıkıyordum yumruklarımı.
Avuç içimdeki bu yanma hissi beni tedirgin ediyordu. Çünkü sıradan bir alerji gibi değildi. Bir şey daha derindi. Daha sessiz ama daha güçlüydü.
O anlarda hissettiğim şey korkuydu. Açıkça korku. Çünkü kontrol edemediğim bir şey vardı ve ben bunun ne olduğunu bilmiyordum.
Ayak Tabanı
Sonra ayak tabanlarım başladı. Özellikle gece yatakta uzandığımda, sanki içten içe bir baskı oluşuyordu. Ayaklarımı soğuk yere koyduğumda bile geçmiyordu.
Bir gece uykusuzluktan kalkıp salonda dolaştığımı hatırlıyorum. Kayseri’nin soğuk fayanslarına basarak rahatlamaya çalışıyordum. O an içimde tuhaf bir öfke vardı. Neden ben? Neden şimdi? Neden böyle?
Hayal kırıklığı o gecelerde daha net hissediliyordu. Sanki hayat bana küçük bir oyun oynuyordu ama ben kuralı bilmiyordum.
Geceleri Artan His
En kötü yanı ise geceleri gelmesiydi. Gün içinde bastırabildiğim şey, gece olunca büyüyordu. Sanki karanlıkla birlikte vücudum da konuşmaya başlıyordu.
Uykuya dalmak imkânsız hale gelmişti. Gözlerimi kapatıyorum, birkaç dakika sonra tekrar uyanıyordum. Kaşınan yerleri sayıyordum bazen: avuç içi, ayak tabanı, bazen kollarım, bazen sırtım…
Ama hiçbir yerde net bir iz yoktu. Bu da beni daha çok korkutuyordu.
Hastane Koridoru
Bir sabah artık dayanamadım. İçimde bir umut kırıntısı vardı ama aynı zamanda yoğun bir endişe. Hastanenin koridoruna girdiğimde o beyaz ışıklar gözümü yormuştu. İnsanlar sessizdi, herkes bir şey bekliyordu.
Beklemek… En sevmediğim şey.
Doktora durumu anlatırken sesim titriyordu. Kaşıntıyı tarif etmeye çalışmak garipti. Çünkü kelimeler yetmiyordu. “Her yerimde gibi ama hiçbir yerimde değil,” demiştim. O cümleyi kurarken bile ne anlattığımı tam bilmiyordum.
Kan tahlilleri, testler, bekleyiş… Hepsi birbirine karıştı. O gün içimde hem umut vardı hem de derin bir hayal kırıklığı. Çünkü insan sonuçlardan hep bir şeyler bekler.
Sonuçlar ve Karaciğer Bağlantısı
Sonuçlar açıklandığında doktorun yüzündeki ifade değişmişti. O değişimi fark ettiğim an içimde bir şey çözüldü sanki. Kelimeler ağırdı ama netti: karaciğerle ilgili bir durumdan bahsediliyordu.
O an ilk hissettiğim şey şaşkınlıktı. Sonra korku geldi. Ardından garip bir şekilde boşluk.
Doktor açıklarken dinliyordum ama bazı kelimeler zihnimde yankılanıp kayboluyordu. Karaciğer… safra… dolaşım… kaşıntı…
Her şey birbirine bağlanıyordu ama benim içimde hiçbir şey yerine oturmuyordu.
O gece eve döndüğümde uzun süre aynaya baktım. Kendime değil, sanki başka birine bakıyordum. Ve aklımdan sürekli aynı soru geçiyordu: Karaciğerden gelen kaşıntı nerelerde olur?
Bu soruyu ilk kez o an bu kadar ciddiye aldım. Çünkü artık cevabı bedenimde yaşıyordum.
Bugün “Karaciğerden gelen kaşıntı nerelerde olur” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Humanitastour ile daha fazla içerik için takipte kalın!
Karaciğerden Gelen Kaşıntı Nerelerde Olur? Sorusunun Bende Bıraktığı İz
Günler geçtikçe öğrendim ki bu tür kaşıntılar sadece tek bir yerde olmaz. Bazen avuç içlerinde, bazen ayak tabanlarında yoğunlaşır. Bazen gece artar, bazen hiçbir iz bırakmadan gelir. Ama en önemlisi, sıradan bir kaşıntı gibi davranmaz.
Ben bunu yaşarken en çok yalnız hissettim. Çünkü dışarıdan bakıldığında hiçbir şey görünmüyordu. İnsanlara anlatmak zordu. “Kaşınıyorum” demek basit bir şey gibi duruyordu ama benim yaşadığım şey basit değildi.
Defterime o gün şöyle yazmışım: “Bedenim bana bir şey söylüyor ama dili farklı. Ben o dili öğrenmeye çalışıyorum.”
O süreçte umut da vardı içimde. Çünkü her şeyin bir açıklaması olduğunu bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor. Ama aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığı da vardı; çünkü bedenime güvenim sarsılmıştı.
Bazı geceler yine kaşıntı geldiğinde artık ismini koyabiliyordum. Bu bile garip bir rahatlık veriyordu. En azından neyle savaştığımı biliyordum.
Ama yine de bazı anlar vardı ki, avuç içimde başlayan o yanma hissiyle birlikte geçmişe dönüyordum. O ilk gecelere, anlam veremediğim günlere… Ve içimde aynı soru tekrar yükseliyordu: neden ben?
Zamanla bu sorunun cevabını bulamayacağımı kabul ettim. Belki de bazı şeylerin cevabı yoktu, sadece yaşanıyordu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda o dönemi tamamen silmek istemiyorum. Çünkü beni değiştirdi. Daha dikkatli, daha hassas, daha farkında biri yaptı.
Ve en çok da şunu öğretti: beden bazen sessiz konuşur, ama en çok onu dinlemeyi başaramadığımızda bağırır.